whatsapp

BİZ YETİŞKİNLER SAHNEDEN NİÇİN KORKARIZ?

Topluluk önünde konuşma, bir disiplin olarak bundan yaklaşık 2 bin 500 yıl önce antik Atina\'da başladı. İnsanlar yasama meclislerinde senatoya, mahkemelerde jüriye hitap ederler ya da halka açık alanlarda savaş, ekonomi ve politika konularını tartışırlardı. İnsanları bilgilendirmek, ikna etmek ve bir fikir doğrultusunda harekete geçirmek için yapılandırılmış bir hitabet sanatıydı.  

Topluluk önünde konuşmaya dair korkunuz ve travmanız antik çağlarda olmasa da çocukluk yıllarınızda başlamış olmalı. İlkokul yıllarınızda öğretmen sınıfa bir soru sorardı. Siz de cevabı bilmenin verdiği özgüvenle havaya uçarcasına el kaldırırdınız. Öğretmen size söz verdiğinde ve tahtaya çıktığınızda beden diliniz nasıldı? Konuşurken elleriniz neredeydi, ya ayaklar ve bastığınız yerde ne kadarlık bir alan kaplıyordunuz? Burada 1 dk uzun dönem hafızanızdan yardım alın lütfen. Kendinizi sınıfın önünde görmeye çalışın. 

Konuştuğum hemen hemen herksin anlattığı şeyler aynı. Bu arada bir X kuşağı olduğumu, bu neslin ve Y kuşağının ilk döneminin bireylerinin verilerini referans aldığımı belirtmek isterim. Tahtaya çıktığınızda korkuluk gibi gibi dimdik, hareket etmeden ve hazır ol duruşu sergilerdiniz. Eller bedenlerinizin iki yanında kıpırdamadan dururdu. Sadece dudaklarınızdan çıkan sözcükler sebebiyle ağzınız hareket ederdi. Ve siz o halde kendinizi ifade etmeye çalıştınız. O an dünyada yani size ayrılan sahnede yaklaşık 20-30 cm2 alan kaplardınız. Siz bunu fark edene kadar ileride probleme dönüşecek bir konunun temelleri çoktan yükselmeye başlamıştı bile. 

Sonraki yıllarda sırasıyla, ortaokulda ve lisede arkadaşlarınızın, öğretmenlerinizin ve hatta müdürlerinizin kaşısında sürekli bu beden dili ile ve yine 20-30 cm2 alanda kendinizi ifade etmeye devam ettiniz. Sonra üniversitede, erkekler askerde. Evde ebeveynlerinizin ve aile büyüklerinizin karşısında.

Bu arada önemli bir sorunun daha temelleri atıldı. Küçük büyüğün, ast üstün karşısında kısık sesle (alçak tonda) konuşmak zorunda kaldığından kendinizi ifade ederken ses renginizi geliştiremediniz. Günümüzde iyi bir konuşmacının önemli yetkinlikleri olan diksiyon ve hitabet konusunda sağlam temeller atamadınız maalesef. 

Şimdilerde sahnede kürsünün arkasına saklanarak konuşuyorsanız ve tüm sahneyi etkin şekilde kullanamıyorsanız konuya bu açıdan bakmanızı tavsiye ederim. Arıca sahnede sesinizle insanları etkilemekte zorlanıyorsanız yine aynı sebeple ilişkilendirebilirsiniz. Elbette beceri, yetkinlik ve tecrübe gibi önemli dinamikler var. Dikkat çekmek istediğim nokta şu; sahneden ne zaman korkmaya başladığımız ve neden etkileyici konuşamadığımız gerçeği. 

Evrende her şey zıttı ile var. Varlık ve yokluk ikilemi gibi. Varlığı arıyorsanız neyin “yok” olduğunu fark etmeniz gerekli. Bu bakış açısı iş topluluk önünde konuşmaya geldiğinde eksik var mı bilemem ama fazlamız olduğu aşikar. Bu da; geçmişten gelen davranış kalıpları veya alışkanlıklar. 

Kuşaklardan bağımsız bunları yaşayan veya deneyimleyen her birey benzer sonuçlarla karşılaşabilecek maalesef.

Şimdinin ebeveynlerine ve öğretmenlerine önemli bir sorumluluk düşüyor. Çocuklar çok meraklı ve anlatmaya hevesliler. Çok soru sorarlar ve gün içinde öğrendiklerini ve deneyimlerini uzun uzun anlatmaya meyillidirler. Lütfen bu anları bir  sohbet veya onlar için sunum havasına çevirin. Sahneyi onlara verin ve sizler seyirci gibi (ebeveyn gibi değil) izleyin. Sahnedeki yıldızı alkışlar gibi alkışlayın. Müdahale etmeyin, diledikleri gibi anlatsınlar. Çocuklar anlatırken ellerini nereye koyacağını bilemez ve sahnedeki dansçılar gibi bir oyana bir bu yana sallanırlar. “Sabit dur, sakin anlat, ellerin dursun tatlım, otur şöyle vb direktifler ile onları sınırlamayın lütfen. Belkide geleceğin sahne yıldızı yetişecek, aman engel olmayın. 

Bu sorumluluğu alanlar hemen defans geliştirmesin :)

Bir sonraki blog yazımda “Topluluk Önünde Etkili Konuşma Nasıl Tasarlanır?” Başlığını ele alacağım. 

Sevgiyle,

Hilmi


Blog Yazısını Sosyal Medyada Paylaş